14 Ocak 2014 Salı

Düşüncelerim

"Eğer hayat kafamın içindeki bir hayalden ibaretse sadece, o zaman yaşayan kimse benim kadar mazoşist olamaz." demiş biri sanırım. Ya da belki de ben demiştim. Hatırlamıyorum. Farketmez gerçi, ben de birisiyim sonuçta birilerine göre.
Bazen düşünüyorum. Bazen o kadar düşünüyorum ki, düşünmeyi bile düşünebiliyorum. Bazı geceler uyumaz insan. Ya da ben uyumam en azından. Farketmez gerçi, ben de insan sayılabilirim, bazı açılardan.
Uyumadığım gecelerde değil, uyumadığım gecelerin sabahında çok düşünürüm ben. Düşünmeyi de o zaman düşünürüm işte. "Eğer düşünemeseydim bazı şeyleri, yine de bu kadar mutsuz olur muydum?" derim bazen. Farketmez gerçi, düşünüyorum sonuçta, düşünmeyi.
Ya da hayatımı değiştirdiğimi düşünürüm. Aslında hep hayatımı değiştirdiğimi düşünürüm ben. Ya da değiştiğini. Farketmez gerçi, önemli olan değişimi düşünebilmek değil mi?
Bazen de insanları düşünürüm. Gerçek insanları... Hepsi kendi hayatlarının kahramanı. Hepsi kendi filmini çekiyor. Ama hiçbiri kahraman değil. Dünyayı değiştirdiklerini sanıyorlar en ufak başarılarında. Farketmez gerçi, ben de kahraman değilim.
Hollywood gençlik filmlerini de düşünürüm. Oradaki ezik karakterler, filmin sonunda muhakkak, okulun en yakışıklı erkeğiyle ya da en güzel kızıyla çıkarlar. Ben de merak ederim benim filminin sonu ne zaman gelecek diye. Farketmez gerçi, ezik biri sayılmam.
Geleceği hayal ederim bir de ben. Farklı şekillerde de olsa huzurluyumdur hayallerimde. Hayallerimde mutsuz olduğum yerler bile vardır ama huzursuzluk yoktur. Farketmez gerçi, henüz bugünü bile yaşayamıyorken.
İnsanların beni sevdiğini düşünürüm bazen. Hayat çok garip işte, sen onları sevmesen de onlar seni sevsin istiyorsun. Herkes seni el üstünde tutsun istiyorsun. Farketmez gerçi, sonuçta umursayan kimse yok.
Umudu da düşünürüm ben. Halbuki ne kadar uzak bir kelime bana. Ve aynı zamanda nasıl bu kadar yakın? Farketmez gerçi, umutsuzluğa bu şekilde mahkumken.
İnsanlar aynaya baktığında farklı şeyler görürler. Bazısı kendinden utanır, bazısı kendini dünyanın en yakışıklı/güzel insanı zanneder. Ben aynaya baktığımda pek bir şey göremiyorum. Yolunu kaybetmiş bir yolcu gibi arıyorum doğruyu, soruyorum ama cevap alamıyorum. Sanırım ben sadece geçiyorum. Ya da bir türlü geçemiyorum.

12 Ocak 2014 Pazar

Kısa Bir Diyalog #3

-Hiç dünyadan intikam almak istedin mi?
+Evet. Hem de bir çok kez.
-Peki ne yapıyorsun bu duyguyu hissettiğinde?
+İnsanları üzüyorum ya da üzmeye çalışıyorum. Ben mutsuzken insanların mutlu olmasına dayanamıyorum.
-Peki sonra?
+Onları üzdüğüm için daha çok üzülüyorum. Bazen biri çıkıyor karşına. "Bu sefer mutlu olabilirim." diyorsun. Ama bu sefer de o üzüyor seni.
-Yani ya birini üzüyorsun, ya da biri seni üzüyor, öyle mi?
+Her zaman isteyerek olmuyor. Bazen biri sevdiğini söylüyor sana, ama sen sevmiyorsun onu bazen de sen birini seviyorsun o sevmiyor seni. Bazen de sadece mutsuz birine denk geliyorsun ve senin üzerinden hayattan intikam almaya çalışıyor. Seni üzerse mutlu olacağına inanıyor. Hepimiz aynıyız yani aslında.
-Yani hiçbirimiz mutlu değiliz.
+Hayır, bazılarımız mutlu. Mutsuz olanlar olarak hepimiz aynıyız. Aynı şeyleri hissedip, aynı şeyleri yapıyoruz.
-Peki bundan kurtulmak istemiyor musun?
+Herkes bundan kurtulmak ister. Neden, bir yolunu mu biliyorsun?
-Değişir.
+Neye göre?
-Beni sevip, sevmemene göre. Beni seviyor musun?
+Ama sen...
-Biliyorum, ama düşündüm bu konu üzerinde. Ne istediğime karar verdim.
+Ne istiyorsun?
-Yanında olmayı.
+Yani seviyorsun beni.
-Evet, seviyorum.
+Belki de artık ben bile mutlu olabilirim.
-Artık "Belki" yok.
+Doğru, artık yok. Bundan sonra "Biz" varız çünkü.

7 Ocak 2014 Salı

Kısa Bir Diyalog #2

-Biz insanlara ne yaptık ki? Neden nefret ediyorlar bizden?
+Çünkü farklıyız. Onlar gibi değiliz.
-Farklı olmamız neden umurlarında ki?
+İnsanlar böyledir. Onlardan biri değilsen, düşmanlarısındır.
-Bizi kabul etsinler, sevsinler istemiyorum ben. Sadece görmezden gelmek, umursamamak neden bu kadar zor onlar için?
+Çünkü onlar, bilmiyorlar. Kimi seveceğini senin seçmediğini bilmiyorlar.
-Onlar sevmemiş mi hiç?
+Bazıları sevmiştir muhakkak. Onlar da kıskançlıklarından dolayı sevemiyorlar bizi. Çünkü onlar sevdiği halde içlerine atmışlar, kimseye söyleyememişler. Bizim de onlar gibi olmamızı istiyorlar.
-Peki biz de onlar gibi olacak mıyız?
+Hayır, biz saklanmayacağız. Saklamayacağız kimseden sevgimizi.
-Çok kolay bir şeymiş gibi söyledin.
+Çünkü sen yanımdayken her şey çok kolay gözüküyor.
-Ama değil, değil mi?
+Hayır, korkarım değil. Ama saklanmak daha zor. Onların kurallarıyla yaşamak, kim olduğunu unutmak, onların istediği kişiyi sevmek, dışlanmaktan çok daha zor.
-Hala anlamıyorum, biz ne yaptık ki onlara? Sadece onlar gibi olmadığımız için olamaz. Aklım almıyor.
+Kimse mantıklı olduğunu düşünmüyor. Onlar sadece onlara denileni yapıyorlar.
-İstediğim gibi yaşamak istiyorum sadece. O kadar zor mu? İnsanlar neden yolda el ele tutuşmuş iki erkek görünce yargılıyorlar ki hemen?
+Çünkü, onlara öyle öğretilmiş. Onlar aşkı sadece, yüzeysel algılıyorlar. Onlar için bir erkek sadece bir kadını sevebilir.
-Peki aşk ne ki sahiden?
+Aşk, bir insanın gözlerinin içine baktığında umudu görmektir. Aşk, aşık olduğun kişi yanındayken, dünyanın hala güzel olduğunu hissetmektir. Aşk, nefes aldığını hissetmektir bazen; bazense nefesinin kesildiğini. Aşk bazen, hissedebildiğini keşfetmektir. Ama ne olursa olsun aşk, zordur. Uğraş ister. Emek vermen gerekir. Ve çocuk, her zaman karşılığını alamayabilirsin. Ama denemek zorunda olduğunu bilirsin, aşık olduğun zaman.

4 Ocak 2014 Cumartesi

04.01.2014

Sabah oldu yine.
Yine uyumadım ben.
Sanki bir çemberin etrafında dolanıyoruz gibi, yalnızlar olarak.
Sen birini seviyorsun, o başka birini, başka biri daha başka birini...
Sonra dönüp dolaşıp çember sana dönüyor.
Sonra sen dönüyorsun seni sevene, vazgeçiyorsun sevdiğinden.
Ama bakıyorsun o da senden vageçmiş.
Bu sefer çember ters yönde işliyor, yine yalnız kalıyorsun.
Hep yalnızsın zaten. Hep yalnızız.
Sigara yakıyorsun, oturuyorsun. Dikkat dağıtıyorsun.
Zaman öldürüyorsun. Zaman da seni...
Bazen bir şarkı çalıyor, tüm sevdiğin adamlar aklına geliyor.
Geçmişini düşünüyorsun.
Geçmiş hep mutlu hatıralarla aklına geliyor.
Özlüyorsun.
Zamanında sinirlendiğin, üzüldüğün, ağladığın şeyler, şimdi ne kadar da basit geliyor.
Sonra ağlamaya başlıyorsun.
Ardından keşkeler geliyor hep.
Keşke olmasaydı.
Keşke biraz daha çalışsaydım.
Keşke bu fırsatı tepmeseydim.
Keşke yapmasaydım.
Keşke söylemeseydim.
Keşke, hep keşke...
Canın sıkılıyor, bir sigara daha yakıyorsun.
Bazen o kadar sıkılıyorsun ki, telefon rehberini karıştırıp telefon açacak birini arıyorsun.
Ama kimse yok. O kadar kişi arasında sıkıldığında konuşmak için arayacağın kimse yok.
Yalnızsın. Sadece sevgili konusunda değil.
Her konuda yalnızsın sen.
Hep yalnızsın.
Hep seninle olan tek şey geçmişten gelen hataların.
Bir de sigaran.

3 Ocak 2014 Cuma

Kısa Bir Diyalog

-Ne güzel bir manzara.
+Hayır, değil. Sigara içmeye çıkarım buraya ben. Ve bu küçük, sahil kasabasının insanlarının ne kadar büyük olduklarını sandıklarını düşündürür, bana bu manzara.
-Peki bundan sonra ne olacak?
+Kolay kısmı atlattık. Bundan sonra her şey daha zor olacak. Herkes üstümüze gelecek. Sokakta yürürken insanlar bizi işaret edecek.
-Peki pes mi edeceğiz?
+Hayır, pes etmek için, vaz geçmek için çok geç artık.
-Peki ne yapacağız?
+Direneceğiz, herkese karşı ikimiz. Zaten ancak bu şekilde başarabiliriz. Çünkü sadece senin gözlerinin içine baktığımda umudu hissediyorum artık. Çünkü sadece senin elini tuttuğumda başarabileceğimi hissediyorum. Sanki sen yanımdayken dokunulmazım. Sen yanımdaysan her şeyi yapabilirim.
-Peki ya ben. Beni de koruyabilir misin?
+Belki koruyamam. Ama yanında olurum. Seninle birlikte hissederim acılarını. Birlikte gülemediğimiz zamanlarda birlikte ağlarız. Hem sen burada karşımda durup gözlerime bakıp gülümsersen, bu manzarayı bile sevebilirim. Ben hazırım bütün bu zorluklara, peki ya sen?
-Farkeder mi?
+Bilmem.
-Hazırım, sanırım, yani eğer bir şeyi değiştirecekse.
+Hadi, asma yüzünü her zaman kötü olacak diye bir şey yok. Güzel zamanlarımız da olacak. Çok güzel zamanlarımız hem de... Sen yeter ki gülümsemeyi unutma. Gözlerindeki o umut kaybolmasın hiç.

18 Aralık 2013 Çarşamba

19.12.2013

Kışın ne zaman bir yerde bir cam açılsa, içeri soğuk hava girse çocukluğumu hatırlarım ben.
Annemin kışın akşamları eve havalandırmak için camı açtığı bir sahne belirir gözümde.
Ben küçüğümdür o zaman. Çok küçük... Ama mutlu...
Güzel anılar hep hüzünlendirir beni.
Mutlu olduğum zamanlar aklıma gelir.
Mutlu olduğum zamanlardan daha çok üzen bir şey varsa o da inancım olduğu zamanları hatırlamaktır. Kendime inandığım zamanlar yani.
Yağmur yağar. O kadar çok yağar ki sel olur. O sel alır götürür beni gözyaşlarımla birlikte geçmişe.
Yağmur şiddetlendikçe, gözyaşlarım artar, yağmura destek verir.
Sonra ben dönemem geçmişten. Kalırım saatlerce, bazen günlerce...
Sonra annem arar. Kaç gündür aramıyorsun ne oldu der bana.
Annemle konuşmak hep zordur benim için.
Hep hayal kırıklığına uğratmışım gibi hissederim onu.
Oysa yanında kucağında yatarken her şey o kadar güzel gelir ki.
Her şey o kadar pembe görünür ki. Bir anlığına...
Sonra onun yapmamı istemediği ne kadar çok şeyi yaptığımı farkederim.
Yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir der herkes.
Ama yol ayrımına geldiğinde bir yol seçmek o kadar zordur ki.
Bazen o kadar uzun süre düşünürsün ki o yol ayrımında, günler geçer önce, sonra yıllar geçer.
Bazen ömür biter de bir yol seçemezsin kendine.
Bazen de bir yol seçersin sonra beğenmezsin.
Geri dönmek istersin ama telafisi yoktur hiçbir seçimin.
Hayatın acımasız kurallarından biri daha işte.
Sen de beklersin belki bir yol bulur da geri dönerim diye.
İşte bundan sonra içmeye başlarsın zaten.
Çünkü içmek güzeldir.
Ayrıca içki unutturmaz hiçbir şeyi aksine dolu dolu yaşatır çoğu zaman.
Yaşadığını hissetmek ister bazen insan.
En azından ben istiyorum.

16 Aralık 2013 Pazartesi

17.12.2013

Saat 5 buçuk.
Kızgın bir prens var.
Söylemeyi istediği o kadar çok şey var ki.
O kadar sinirli ki.
Herkese sinirli prens.
Ama kimseye kendisine olduğu kadar sinirli değil.
Dediğim gibi prens kızgın.
İkinci sırada babası var.
Seviyor aslında babasını ama yine de kızgın işte.
Bilmiyor sebebini.
Bir de Cem Adrian albümü var: Şeker Prens ve Tuz Kral.
Prens onu da biliyor.
Bir masal gibi. Ama sonu mutlu bitenlerden değil.
Hem prens zaten mutlu sonların sadece bitmemiş hikayelerde olduğunu da biliyor.
Prens ayrıca değişmek de istiyor.
Olduğu kişiden memnun değil.
Ben bu değilim diyor.
Başka biriydim ben.
Beni bu hale kıskanç bir cadı getirdi.
Tuz kral seviyor şeker prensi masalda. Ama kavuşamıyorlar.
Prensin cadıyı bulması gerek. Çünkü o da sevmek istiyor aslında.
Ama kralı değil, prensini arıyor o. Kim olduğunu bilmiyor henüz.
Ama dedim ya cadının büyüsü işte.
Duygularını almış.
Prensin cadıyı bulup büyüyü kaldırması gerek.
Sonra da prensini bulacak.
Babasıyla da yüzleşmesi gerek prensin.
Kızgın olduğu babasıyla.
Aslında hiçbir şeyden haberi olmayan babasıyla.
Prens değişmeyi o kadar çok istiyor ki, tekrar sevgiyi hissetmeyi...
Ama cadının yaptığı büyü onu aptallaştırmış aynı zamanda.
Belki prensini bulursa bitecek her şey.
Belki büyüyü kaldırmanın yolu bu.
Ama prens aramayı akıl edemiyor bir türlü.
Bir şeyler yapması gerektiğini biliyor ama ne yapacağını bulamıyor bir türlü.
Prens uyuyor, uyanıyor tekrar uyuyor.
Yaşıyor ama yaşadığının bile farkında değil.
Belki birisi gelip yardım eder diye bekliyor.
Ama kimse gelmiyor.

14 Aralık 2013 Cumartesi

15.12.2013

Neden ki?
Yani neden böyle olması gerekli?
Mutlu olmak neden bu kadar zor?
Neden her gece Cem Adrian şarkılarıyla bitmek zorunda?
Neden hoşlandığım insanlar beni siklememek konusunda ustalaşmış insanlar oluyor?
Hani Erdal Beşikçioğlu diyor ya Behzat Ç.'nin finalinde "Unutmak undan geliyormuş. Birini unutmak için un ufak etmek gerekiyormuş. Bütün olarak unutamazmışsın. Yavaş yavaş unuturmuşsun. Sonra unuttuğunu da unuturmuşsun."
Her seferinde tam unuttuğum anda karşıma çıkıyor biri.
Ben istemiyorum ki karşıma çıkmasını.
Ama olmuyor. Hep buralarda bir yerde sanki.
Tam unuttuğum anı bekliyor ki, daha çok üzüleyim ben.
Tam gözyaşlarımı silip hayata dönmeye karar verdiğimde karşıma çıkıyor.
Sonra soruyorum işte ben de "Neden ki?"
Birlikte mutlu olsak... Ya da mutlu olmamıza gerek yok, birlikte olsak...
Ya da unutsam... Un ufak etsem... Bir hayalet gibi çıkmasa tekrar karşıma...
Ya da Cem Adrian şarkısında ki gibi "Beni tanrıya tekrar inandırabilir misin?" desem...
"Kimse inanmadı sana,bir ben taptım geldim
Dönecek yerim kalmadı, herşeyi mahvettim geldim
Şimdi beni biraz sever misin?" desem...

O kadar kötü biri miyim ki, insanlar beni takmıyorlar.
Ya da o kadar mı sevilmeyecek biriyim?
Ya da o kadar mı ezik biriyim? Sohbet bile etmek bu kadar mı zor?
Neden ki?

10 Aralık 2013 Salı

11.12.13

Tek yalnız benim sanırım.
Konuştuğum herkesin sevgilisi var.
Yalnız olmak konusunda bile yalnızım ben.
Kar yağdı bugün İstanbul'a.
Birine "Her yerde kar var, kalbim senin bu gece." demek istedim.
Diyemedim. Gururum izin vermedi. Bir de Efe.
"Boşver" dedi. Boşverdim ben de.
Her zaman başka bir şey yapıyormuş gibi sanki.
Bir de "Bekle." dedi. Belki de demedi ama o manaya gelen bir şeyler dediğine eminim.
"Peki." dedim. "Beklerim." Ya da bu manaya gelen bir şeyler işte.
Sanki beklemekten başka bir şey yapıyormuşum gibi.
Sanki ilk defa bekleyecekmişim gibi.
Yürümek zordur karda. Bir de bot giyiyorsanız, karda başka ne giyilir ki zaten, o zaman çok zor oluyor.
Her an bir düşme tehlikesi falan.
Ben bugün bir çizgiroman sitesinin çeviri takımına ya da alt takımına girdim. Bir aydır falan hayatımdaki ilk değişiklik olabilir bu. Önemli yani.
Ha bir de sıcak şarap denedim bugün. O da önemli ilk defa içtim sonuçta. Şarap sevmem pek ama fena değildi.
Hayat böyle işte. Bekliyorum ben de. Uzun zamandır hem de... Uzundan uzun zamandır...
Son olarak bugün 11.12.13. Bir halt olacağı yok da olsun hayal kurmak güzel bir şey sonuçta.

8 Aralık 2013 Pazar

9.12.2013

Saat sabah 5.
Sigaram bitti.
Param da bitti.
Geçen gün yürürken aklıma bir söz geldi. Benim sözüm olabilir, ya da bir yerde duyup da duyduğumu unutup kendim bulmuşum gibi hissetmiş de olabilirim.
Hepimiz kendi hayatlarımızın kahramanıyız, ama hiçbirimiz kahraman değiliz.
Aslında ben de istiyorum bir konu seçip onun hakkında edebi bir yazı yazmayı ama beceremiyorum.
Ben de gelip saçmalıyorum işte.
Hepimiz yaptıklarımızla bir şeyleri değiştirdiğimizi sanıyoruz ama aslında yaptıklarımız okyanusa taş atmak gibi. Küçük dalgalar yaratıyoruz ama okyanustaki metrelerce boyu olan dalgaların yanında anlamsızlaşıyoruz bizim küçük dalgalarımız.
Biliyorum hepiniz kelebek etkisini öne süreceksiniz.
Afrika'da bir kelebeğin kanat çırpması Amerik'da bir kasırgaya sebep olabilir.
Ama Afrika'da her kelebek kanat çırptığında Amerika'da kasırga olmuyor.
Yani sadece bazılarımız o kelebek etkisinden yararlanabilip bir şeyleri değiştirebiliyor.
Neyse başka bir konudan bahsetmek istiyorum şimdi: Aşk.
Dediğim gibi tek bir konuda yazmayı beceremiyorum. Neyse.
Aşkın tanımını yapmayacağım. Çünkü bilmiyorum. Aşık olmaktan da bahsetmeyeceğim.
Ben aşık olamamaktan, sevememekten, umursayamamaktan bahsedeceğim.
Çünkü bunlar benim sorunum. Aşık olmak değil.
Beni seven insanlar var, tamam, sevdiğini söyleyen insanlar var en azından. Birden fazlalar.
Ama ben onları aynı şekilde sevemiyorum nedense.
Ben kimseyi o şekilde sevemiyorum zaten.
Ben sevdiğimi sanıyorum bazen. Sonra şarkı bitiyor. Ya da bira...
Sabah uyandığımda aklıma kimse gelmiyor.
Sabah uyandığımda aklıma gelen tek şey, bugün kaça kadar uyudum acaba oluyor.
Aşık olmak genellikle sorun çıkarır ama aşık olamamak da büyük bir sorun bence.
Yani yalnızlıktan öleceğini hissetmek ama yanında kimseyi istememek...
Ben lisedeyken, bizim okulda bir sürü yakışıklı tatlı çocuk vardı, bazılarının gay olma ihtimali de vardı. Ama aptal olduğum için gidip hiçbiriyle konuşmadım.
Lisede aşk yaşamamış olmak en büyük pişmanlıklarımdan biri.
Aşk önemli sonuçta.
Hayat da zor zaten.
İşe mi girsem ben ya?
Neyse bu yazı çok uzadı.
Hadi kaçtım ben. Görüşürüz.